
ABD ile Britanya’nın kimyasal silahla ilgili öfkeli soruşturma taleplerinin kamuoyunu ikna etmesi pek olası değil. Çünkü Irak hafızalarda.
Suriye ordusunun Şam’ın doğusuna düşen ve isyancıların kontrolünde bulunan Doğu Guta’da kimyasal silah kullandığına dair görüntüler açık seçik ve çarpıcı. Ama büyük ihtimalle şüpheyle karşılanacaklar, zira ABD ile Britanya’nın 2003’teki Irak işgali öncesi Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına (KİS) sahip olduğu iddialarını fena halde andırıyorlar. Bununla birlikte, halihazırdaki iddia, sunulan ölü sayısının 213 ile 1360 arasında değişmesi ve yerel aktivistlerle yapılan mülakatlar eşliğinde ölüler ve can çekişenlerle ilgili YouTube’a konulan kanıtların niceliği bakımından öncekilerden ayrılıyor.
KİS’le ilgili kanıtların çoğunu sağlayan Iraklı muhalifler gibi Suriyeli muhaliflerin de yabancı müdahaleyi tetiklemek amacıyla Suriye hükümetinin kimyasal silaha başvurduğunu göstermeye yönelik her türlü saiki var. ABD’nin Suriye’ye silahlı müdahaleden soğumasına rağmen, Başkan Obama, bir yıl önce, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın bu türden silahlar kullanmasının ‘kırmızı çizgi’ olduğunu söylemişti. İma edilen ABD’nin askeri yanıtıydı, ama bunun nasıl verileceği hiçbir zaman dile getirilmedi.
Hükümetler ve ordular
Buradaki bariz olgu şu: Suriye hükümetinin kimyasal silah kullanması kendi çıkarlarına aykırı, ama bu durum böyle bir şeyin gerçekleşmediğinin ispatı değil. Hükümetler ve ordular aptalca işler yapar. Lakin Suriye hükümetinin bunu yapması için ikna edici bir sebep hayal etmek çok zor, zira Doğu Guta’daki insanları öldürmek için elinde ziyadesiyle araç var, düzenli olarak kullandığı ağır toplar ve hafif silahlar gibi. Şam, her gün, isyancıların kontrolündeki bölgelere dönük topçu ateşiyle inliyor.
Sorun şu ki, Suriye ordusunun kimyasal silah kullandığına dair bugüne dek sunulan kanıtlar ikinci el ve taraflı kaynaklardan geliyor. Bu da, Şam’da bulunan 20 kişilik BM uzman ekibinin, kendilerinde devredilen üç vakada zehirli gazı hükümetin mi yoksa muhalefetin mi kullandığını soruşturması için sağlam sebep oluşturuyor. Peki BM ekibi, derhal Doğu Guta’ya gidip muhalefetin iddiasını soruşturabilir mi? Kısıtlı yetkileri ve hükümet bölgesinden isyancı bölgesine geçiş yapma gereği düşünüldüğünde, pek olası değil.
ABD, haziranda, Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığına dair elinde kesin kanıt olduğunu, bu yüzden isyancılara doğrudan yardımda bulunacağını söyledi. Bunu tetikleyen, büyük ihtimalle, Suriye hükümetinin, Kuseyr kentini ele geçirmesinin ardından savaş alanına hükmetmeye başlayacağından duyulan korkuydu. Kimyasal silah uzmanları, ABD’nin, zahmet edip vardığı sonuçların doğruluğunu kanıtlamasını, bunun için de testlerden geçirilen materyallerin nereden, nasıl edinildiğini ve ABD’deki laboratuvarlara nasıl ulaştığını açıklamasını bekledi. Laboratuvarda yapılan testlerin ayrıntılarını da talep ettiler, ama pek bir şey elde edemediler.
ABD’nin ikna etmesi zor
Uluslararası medya YouTube’daki görüntülerin doğruluğunu teyit etmek için elinden geleni yapıyor, ancak kimyasal silah saldırılarına tanıklık eden muhabirleri yok. Muhalif aktivistlerin yapımcılığındaki filmlere dair şüpheler son iki yılda giderek arttı, gelgelelim çoğu kez bunlardan başka kanıta ulaşma imkânı bulunmuyor. Sorun şu ki, bu filmler tezgâh ya da bir savı kanıtlamak için üzerinde oynanmış olabilir. YouTube aracılığıyla yürütülen propaganda savaşı, Suriye iç savaşının önemli bir cephesini oluşturuyor. Kaide bağlantılı savaşçılar tarafından bir Suriye askerinin kafasının uçurulması videosunun, Suriye güvenliğinin tertibi olmadığından nasıl yüzde 100 emin olabiliriz? Muhalif gruplar filmleri birbirlerine karşı silah olarak da kullanıyor. 400 Kürt’ün isyancılar tarafından katledildiğini göstermeyi amaçlayan film, bir Kürt partisi tarafından Suriye ve Irak’taki benzer mezalimlerin görüntüleri kullanılarak imal edilmişe benziyor.
ABD ile Britanya’nın kimyasal silahla ilgili öfkeli kınama ve soruşturma taleplerinin kamuoyunu ikna etmesi pek olası değil, zira Irak’taki KİS’le ilgili benzeri açıklamalar hafızalarda tazeliğini koruyor. Tıpkı Suriye’deki savaşın bu aşamasında, kördüğümün dış müdahaleyle çözülmesinin olası olmaması gibi.